Bilinçaltının Özellikleri:
1- Bütün anıları depolar. Hiçbir şeyi silmez. Ana rahminden ölene kadar… Geçici olan ve geçici olmayan her şeyi kaydeder. 0–7 yaş arasında kritik akıl faaliyette olmadığı için her şey doğrudan bilinçaltına kaydedilir, doğru-yanlış, güzel-çirkin, ahlaklı-ahlaksız ayrımı olmadan… Kayıt anında anlamsız olsa bile ilerleyen dönemlerde kaydedilene, yaşantılar sonucu bir anlam yüklenir ve bu anlama göre kişinin tepki vermesi sağlanır.
2- İlişkilendirmeler, genellemeler yapar. Benzer şeyler ve düşünceler arasında bağlantılar kurar ve hemen öğrenir. Bu özellik çoğu zaman kişiyi zor durumda bırakır. Örneğin belli bir köpek yüzünden gerçekleşen korku yaşantısını bütün köpeklere genelleyerek bir fobi yaratabilir. Bir başka örnek: bahar aylarında acı bir kayıp yaşayan kişinin bilinçaltı bu acı ile baharı birbirine bağlayarak kişiye yıllarca süren bir döngüsel depresyon yaşatabilir. Çoğu zaman insanlar yıllar önce olan o olayı unutmuş olsalar bile bilinçaltı unutmaz.
3- Tüm anıları organize eder. Bunun için de zaman çizgisini kullanır. Bilinçaltı geçmiş, şimdi ve gelecek zamanı farklı yerlere kodlar. Örneğin geçmiş zaman, bazıları için arkada, bazıları içinse sağ veya sol yanda olabilir. Gelecek ise önünde uzanmış olabilir. Özellikle geçmiş ile ilgili hatıraların kodlandığı yer yaşanan birçok problemin kaynağı teşkil eder.
4- Çözümlenmemiş, olumsuz duygu yüklü anıları bastırır. Amacı kişiyi korumaktır. Yine de baskılanmış bu anılar ile ilgili semptomlar yaratmaktan da geri kalmaz. Örneğin kişinin yaşadığı taciz olayını bastırır ama kişinin kirlenmişlik hissini temizlik takıntısı ile dışa vurur. Bunu klasik bir obsesif-kompülsif durum olarak görürseniz tedavi şansınız kalmaz. Bu davranışı baskılasanız bile ya bir süre sonra yeniden ortaya çıkar ya da şekil değiştirir. Devamını Oku
31.MART VAKASI.1909
II. Meşrutiyetin ilanını gönülden istemeyen ve yetkileri de iyice kısıtlanan padişah II.abdülhamit, tekrar eski durumu getirebilmek için gizlice örgütlendi. Tarihte 31 Mart Vakası olarak bilinen ayaklanmayı çıkarttı.İstanbulda durumu kontrolüne geçirdi. Ayaklanmayı bastırmak üzere Selanikten adına Hareket Ordusu denilen bir kuvvet gönderildi. Bu ordunun komutanı Mahmut Şevket Paşa, Kurmay Başkanı da Mustafa Kemal idi. Bu olaydan sonra II.Abdülhamit tahttan indirildi, yerine V.Mehmet Reşat padişah yapıldı.
II.MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE AVRUPADAKİ GELİŞMELER.
Avrupada Yakın Çağ, Fransız İhtilalinin yanısıra gelişen Sanayi İnkılabi ile de ekonomik alanda büyük gelişmelere sahne oldu. Zamanla küçük el tezgahları büyük fabrikalara dönüştü. Avrupa devletlerinde büyük bir ekonomik yarış görüldü. Hammadde elde edip, üretilen malların satışı için sömürge devletlere ihtiyaç arttı. Sömürgecilik için en uygun ülkeler, ekonomik ve siyasi alanda çöküntü yaşayan ülkelerdi. Osmanlı Devleti de
anlamda en ideal sömürge devlet olarak görülüyor du.
Bu konuda en güçlü devlet İngiltere idi. Dünyanın her tarafında sömürgesi olduğu için, toprakların-da güneş batmayan ülke ünvanına sahipti. Bu neden le de Avrupa siyaseinde belirleyici bir güce sahipti.

İngiltere de Sanayi inkılabı buhar gücünün sanayide kullanılması ile ilk olarak dokuma sanayii olarak ortaya çıktı. İngiltere-Fransa ve diğer Avruupa devletleri kemdilerine göre bir sanayi politikası belirlerken, İngiltere için önemli olan strateji, sömürelerine giden en kısa yol olan Akdeniz güvenliği idi. Bu nedenle, sıcak denizlere inme kararlılığında olan Rusları da engellemek için olanca gayreti gösterdi.
|
Ufuk ÖZTÜRK |
Bu durum, 1871 de Almanya ile İtalya nın siyasi birliklerini tamamlayıp sanayi inkılabı hareketi-ne başlamalarına kadar devam etti.
Almanya nın sanayi inkılabı hamlesine Fransanın kuzey doğusundaki sanayi bölgeleri olan Alsas ve Loren i alarak başlaması; İngiltereyi tedirgin ettiği gibi Almanyaya karşı ilk ittifakı da oluşturmuş oldu. İngiltere+Fransa. Artık Avrupanın efesi durumunda olan İngilterenin fiyakası bozulmuş, giderek güçlenen sanayisi ile sömürgecilik alanında ciddi hesaplar peşinde olan Almanya ile adeta kafa kafaya gelmek zorunda kalmıştı. Bu durum Almanyanın Osmanlı toprakları üzerinde emeller beslemesi üzerine ciddi gelişme-lere zemin hazırlamış, İleride yaşanacak I.Dünya Savaşı için bloklaşmaların oluşmasına neden olmuştur.
İngiltere ve Fransa ile oluşan İTTİFAK Grubuna karşılık, 1871 de birlikte başladıkları Sanayi İnkılabı için sadece ekonomik dayanışma içinde olan Almanya ve İtalya da İTİLAF Grubunun çekirdeğini oluşturmuş oldu.
İngilterenin öncelikli planı Almanyaya karşı güçlü bir birlik oluştururken, Almanyayı da olabildiğince zayıf veya yalnız bırakmaktı. Osmanlı Devletini kaptırmamak için yıllarca mücadele verdiği Ruslar ile 1908 de Revalde bir görüşme yaparak, Rusları Osmanlılar üzerine her hareketi yapmakta serbest bırakıp onları kendi yanlarına çekmeyi başardı. Böylece Osmanlıda gözü olan iki rakibini birbirine kırdırmış da olacaktı.
Bu gelişmelerden sonra Rusya da İttifak Grubuna dahil oldu.
Rusya nın panistlavist politikasından tedirgin olan Avusturya da otomatik olarak kendini güvende hissedeceği İttifak Grubuna geçti.
İngiltere, İtalya yı Almanlardan ayırmak için onlara şirin görünmek üzere topraklarına yakın olan Trablusgarp ı İtalyanlara teklif ettiler. Bu olay İtalyanların Almanlardan ayrılarak tarafsız duruma geçmelerine neden oldu.
TRABLUSGARB SAVAŞI. 1911
İtalya, Sanayi hareketinde sömürgeye ihtiyaç duyuyor, uzak yerlere gidemiyeceği için de yakın bölgelerle ilgileniyordu. İngiltere Mısırı, Fransa Cezayir i, Avusturya da Bosna Hersek i ele geçirmişken, topraklarına yakın olan Trablusgarb da İtalyaya uygun görünüyordu. Bu nedenle İngiltere ve Fransa nın teşviki ile 1911 de Trablusgarb a çıkartma yaptı. Zaten Osmanlının buraya müdahale imkanı da yoktu. Kara yolu Mısırdan İngilizlerce kesilmişti. Denizden de gelemezlerdi. Çünkü II.Abdülhamit kendisine darbe yapılır endişesi ile tüm donanmayı Haliç’e çektirip çürütmüştü.
Tek çare olarak, Mustafa Kemal, Enver Bey ve arkadaşları gizlice, sivil kıyafetlerle Trablusgarb’a ulaştı. Oradaki yerli halkı kıN
sürede eğitip savaşa hazırladılar. Yapılan karşı saldırılarda; Mustafa Kemal Tobruk ve Dernede, Enver Bey de Bingazide büyük başarılar kazanarak İtalyanları geri püskürttüler. İtalyanlar ancak kıyı şeridinde tutunabildiler. Ancak onlar da misilleme olarak 12 adayı işgal ettiler.
Tam bu sırada, tüm dikkatlerin Trablusgarba çevrildiği bir anda Ruslar tarafından örgütlenen Balkan Devletlerinin ani saldırısında, Osmanlı Devleti bir tercih yapmak zorunda kaldı. Yakındaki düşman ile meşgul olmak için uzaktaki italya ile mücadeleden vazgeçti. 1912 Uşi Antlaşması yapıldı.Buna göre :
1 Trablugarb ve bingazi İtalyaya bırakıldı.
2 12 ada Osmanlılarda kaldı. ( Ancak Osmanlılar Balkan Savaşında koruyamama endişesi ile 12 adanın Balkan Savaşı sonuna kadar geçici olarak İtalyada kalmasını istediler)
Önemi :
1 Osmanlıların Afrikadaki son toprağı da elden çıkmış oldu.
2 Mustafa Kemal İlk defa uluslar arası ortamda tanınmış oldu.
3 Osmanlı deniz gücünün ne kadar aciz durumda olduğu görüldü.
Selamlar
Yine bir eğitim öğretim yılına öğrencilerimizle öğretmenlerimizle ve değerli velilerimizle merhaba dedik. Yaklaşık 1 milyon civarındaki öğrencilerimizde ilk defa okul yolunu tutular.Yaklaşık 3 ay gibi bir dinlemenin sonunda zorlu bir seneye adım atmış bulunmaktayız.Hepimizin bildiği gibi her geçen gün her geçen sene ülkemizin eğitim kalitesi giderek artmakta.Uygulanan yeni eğitim sistemi ile öğrenciler bir ezber makinesi değil bilgiyi kendisi yorumlayan günümüz şartlarına ayak uyduran, sürekli kendini geliştiren öğrenmeyi öğrenen bireyler yetiştirmeye başladık.Bunun yanında okullarımız günümüz teknolojiği yakından takip etmekte, artık okullarımız öğrenciyi sosyal hayata hazırlayan kendisiyle barışık, zorluklar karşısında yılmayan, kendini gerçekleştiren bireyler esas alındı ve bu yönde başarılıda olunmaya başlandı.
Artık okullarımızın açılmasıyla öğrencilerimiz hummalı bir çalışmanın içine adım atmış bulundu.Derslerindeki başarıyla yıl sonunda sbs sınavından alacağı puanla geleceyi şekillenecek olan öğrencilerimiz bunun bilincinde olup ellerinden geldiğince çalışmaya başladılar.Biz öğretmenler ve veliler olarak en az öğrencilerimiz kadar iş ve sorumluluk düşmekte.
Öğrencilerimiz o küçük omuzlarında zaten yeterince yük taşımaktalar.Bu durumda olan öğrencilerimize gerektiğinde destekçi olmalıyız.Sorunlarınla yakında ilgileneli gerektiğinde uzmandan destek almalıyız.Şu şekilde maddeler halinde sıralayacak olursak.
1.Öğrencilerimizi kesinlikle başka bir arkadaşıyla okul başarısı kıyaslamamalıyız
2.Öğrencilerimizin planlı, düzenli çalışması için teşviklerde bulunulmalı ve öğretmenlerle bu konu hakkında irtibata geçilmeli
3. Öğrencilerimizin internet, televizyon futbol gibi davranışlarında aşıra kaçmaları önlenmeli.Eğlence zamanları bir program dahilinde yapılmalıdır.
4.Öğrencilerimizin ödevleriyle ilgili anlamamakta en az günde bir 30 dakika ilgilenmeliyiz. Devamını Oku
İlköğretim 6, 7 ve 8.sınıflar için liselere yerleştirmede kullanılan sbs seviye belirleme sınavının daha önceden yapılış tarihleri belirlenmişti.Bu gün ise sbs seviye belirleme sınavın başvuru tarihleri kesinleşti.
Sbs başvuru tarihleri belli oldu.İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıflar için yapılan Seviye Belirleme Sınavı’na başvuru tarihleri belli oldu. Başvurular, 2-20 Mart 2009 tarihleri arasında yapılacak.
lköğretim 5. sınıf ile liselerin 9, 10 ve 11. sınıflarında okuyan öğrencilerin katıldığı PYBS, 3 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirilecek. İlköğretim 8.sınıf için PYBS sınavı 6 Haziran 2009, ilköğretim 7. sınıf için 7 Haziran 2009, ilköğretim 6. sınıf için ise 13 Haziran 2009 tarihlerinde düzenlenecek.
Çatışma Yönetimi Yaklaşımları
Kazan-Kaybet Yaklaşımı
Kazan-kaybet çatışmaları, taraflardan birinin, öbürünün kaybetmesi pahasına amacına ulaşmasıdır. Taraflar, kazanmaları için karşı tarafın kaybetmesinin şart olduğunu düşünür. Bu yaklaşımın en önemli ayırt edici özelliği, isteneni elde etmek için “güç” kullanılmasıdır. Güç kullanımında bazen fiziksel tehdide başvurabilmesine rağmen, birçok zaman buna gerek kalmaz. Bir yönetici, isteklerine, yönettiği kişilerin uyması için otoritesinin verdiği güçten yararlanabilir. Kazan-kaybet tutumunun gerekli olabileceği bazı durumlar vardır. Bazen kaynaklar gerçekten kısıtlıdır ve sadece bir taraf kazanabilir. Örneğin bir futbol maçında aynı pozisyona aday iki çalışan varken, birinin kazanması için öbürünün kaybetmesi şarttır. Ancak, mutlaka bir tarafın kazanması şart gibi gözüken bir çatışma, herkesi tatmin edecek biçimde sonuçlandırılabilir.
Kaybet-Kaybet Yaklaşımı
Bu yaklaşımda her iki taraf da elde edilecek sonuçtan memnun olmaz. Her iki taraf da sonuçta kaybediyorsa neden böyle bir yaklaşım bu kadar yaygın acaba ? Aslında her iki taraf da kazanmak için çabalar; ancak mücadeleleri her ikisinin de kaybetmesiyle sonuçlanır. Bu yaklaşım uluslararası düzeyde örneklerine baktığımız zaman milyonlarca insanın yaşamı, ekonomik çöküntü ve ulusal bilincin zedelenmesi pahasına kazanılmış zaferlerin ülkelere gerçekte pek bir şey kazandırmış olduğu söylenemez. Kişiler arası düzeyde de aynı ilke geçerlidir. Tarafların birbirini karaladıkları gurur savaşları, her iki tarafın da mutsuzluğuyla sonuçlanır. Bu yaklaşım, kendisini en belirgin biçimde “ben……. ;o da……..”deyişiyle ortaya koyar. Ben kaybettim; o da kaybetsin. Ben çok çektim; oda çeksin. Ben battım; o da batsın. Bir çok çatışma durumunda asgari müştereklerde buluşma mümkünken, taraflar kendilerinden hiç taviz vermek istemezler ve “ya hep, ya hiç” diyerek uzlaşmaya varmaz, tamamen kaybederler.
Kaybet-Kazan
Bu yaklaşımda olan kişi girişken bir yapıya sahip değildir ve kendine güveni azdır. Parolası “sen bilirsin” dir. Çatışmayı çözmek uğruna haklarından vazgeçebilir. Kendisine verilenle yetinir. Kaybet-kazan yaklaşımı kişinin en belirgin özelliği otoriteye olan bağlılığıdır. Kendisini otoriteye teslim eder. Otorite kendi eline geçtiğinde de, bazı kaybet-kazan yaklaşımlı kişiler tutumlarını kazan-kaybet yaklaşımına dönüştürebilir. Çünkü onlara göre dünya zayıflardan ve güçlülerden oluşur ve kendileri zayıf da olsa, güçlü de olsa, kazanan taraf daima güçlü olandır.
Kazan-Kazan Yaklaşımı
Kazan-kazan yaklaşımda amaç, ilgili herkesin ihtiyaçlarını tatmin edebilecek çözüm bulmaktır. Taraflar birbirlerini kaybetmesi pahasına kazanmaktan yana, birlikte çalışarak her iki tarafında amaçlarına ulaşmasını sağlayacak bir çözüm bulmanın mümkün olduğuna inanırlar.
Patron ve bir grup eleman, mesailer konusunda çatışma içindeydi. Elemanlar, kişisel ihtiyaçlarını rahat karşılayabilmek için mesai saatlerinin sabit olmamasını istemekteydiler.. Patron ise buna, karışıklıkların yol açabileceğini ileri -sürerek karşı çıkmaktaydı. Bu konuyu aralarında bir süre tartıştıktan sonra, herkesi tatmin edecek bir çözümde karar kıldılar .Patron her elemanın hangi saatlerde hangi işten sorumlu olacağını belirten aylık bir görev çizelgesi oluşturdu. işlemlerin başında sürekli belirli sayıda kişinin durması güvence altına alındığı sürece elemanlar kendi aralarında görev saatlerini birbiri ile değiştirebiliyordu.
Yeni evli bir çift harcamaları konusunda sürekli tartışıyordu . Kadın kendisi ve ev için hoşuna giden ama pek de gerekli olmayan alışverişler yapmaktan hoşlanıyordu. Erkek ise bu tür harcamaların özenle plânladıkları bütçelerini bozacağından endişe ediyordu. Çözümü her ay bir kenara bu tür harcamalar için belirli miktarda para ayırmakta buldular. Ayırdıkları para, hem bütçelerini etkilemeyecek kadar azdı; hem de kadının bu isteğini tatmin etmesine yetiyordu .Bu yeni düzenlemeden erkek de memnundu. Çünkü Kendisince lüks sayılan bu harcamalar da artık bütçe plânın da bir başlık olarak yer alabiliyordu. Dolayısıyla artık karısının yaptığı her alışverişte bütçenin kontrolden çıktığı hissine kapılmıyordu plân öyle başarılı oldu ki, çift bunu gelirleri yükseldiği zaman bile lüks harcamalar için ayırdıkları para miktarını arttırmak yoluyla kullanmaya devam etti.
Bu noktada, benzer problemleri olan herkes için aynı çözümlerin geçerli olabileceği düşünülmemelidir. Başka kişiler,bu problemleri kendilerine daha çok uyan başka çözümler bulabilirlerdi.Kazan-Kazan Yaklaşımının en önemli özelliği budur: kendimize özgü problemlere, kendinize özgü çözümlerle yaklaşmak.Bu yaklaşımla nasıl bir terzi üstünüze uygun elbise dikiyorsa, sizde tıpkı onun gibi her problemde herkesin tatmin olacağı, kimsenin kaybetmek durumunda kalmayacağı özgün çözümlere kavuşabilirsiniz
alıntı
1- Kişiler Arası Çatışma Yönetim-Çözüm Yolları
Çatışmalar, çatışmaya taraf olan kişiler üzerinde önemli bir baskı unsuru olmaktadır. Bir baskı unsurunu, kişi üzerinde psikolojik ve fizyolojik dengesizlikler yaratan bir olay olarak tanımlamak olasıdır. Dolayısıyla her çatışma, kaynak ve şiddetine bağlı olarak, kişi üzerinde bir baskı unsuru olacaktır. Baskı altındaki kişilerin ise çeşitli tipik davranış şekillerinden birini göstermesi beklenir. Bu tipik davranış şekilleri şunlar olabilir:
Çekilme ve kayıtsız kalma : Şu veya bu şekilde bir çatışmaya taraf olan ve baskı altında kalan bir kişi, ya ortamdan fizik olarak çekilebilir (istifa, devamsızlık, katılmama) veya organizasyonla ilgili (veya işi, üstleri, astları, meslektaşları ile ilgili) konulara tümüyle kayıtsız kalabilir ve ilgi göstermeyebilir. Böyle bir davranış çatışmayı daha da kuvvetlendirici bir rol oynar. Çünkü çekilme ve kayıtsız kalma, iletişimin azalması ve kesilmesi, güvensizliğin ortaya çıkması ve karşılıklı yardımlaşma ortamının kaybolması ile sonuçlanır. Ancak çatışan taraflar arasında dostluk , karşılıklı saygı ve birbirine güven varsa, iletişimde kesilme olasılığı az olacağından, tarafların doyurucu bir çözüme ulaşması beklenebilir. Organizasyonlarda yabancılaşma olarak bilinen olay esasında bu şekilde bir çeşit çatışmaya tepki olarak ele alınabilir.
Saldırgan olma: Çatışma ve baskı, kişileri davranışlarında daha saldırgan olmaya yöneltebilir. Fiziksel saldırganlık, bu davranışın en aşırı uç örneğidir. Bu davranışın, hislerle kuvvetlenmesi halinde saldırganlık daha da şiddetlenecektir. Saldırganlık belirli bir konuya (işe, projeye, fikre) yöneltilebileceği gibi kişilere veya tüm organizasyona da yöneltilebilir. Böyle bir davranışa, çatışmaya taraf olan diğer kişinin vereceği karşılık, ya çatış-mayı hafifletici yönde veya daha da arttırarak tatmin edici bir çözüme ulaşmayı güçleştirici yönde etki yapacaktır.
Rasyonelleştirme: Baskı altında bulunan kişi bazen kendi durumunu rasyonelleştirmeye çalışarak savunmacı bir davranış gösterebilir. Örneğin düşük performans, yeterli alet olmayışına, veya başarısızlık yöneticinin yönetim tarzına bağlanmak istenebilir. Bunun daha ileri bir şekli suçu başkalarına yüklemek davranışıdır. Çatışma yaratan her olayın nedeni olarak başkaları (üstler, başka birimdekiler vs.) gösterebilir.
Olgun olmayan davranışlar gösterme: Baskı altındaki kişi bazen de çocukça, olgun bir kişiye yaraşmayan davranışlar gösterebilirler. Örneğin, kendini acındırma, surat asma gibi davranışlar.
Çatışma nedenleri şunlardır:
1. Kişiler Arası Fonksiyonel Karşılıklı Bağlılık: Bir organizasyonda çeşitli işler (dolayısıyla bunları yapan kişi veya gruplar) arasında belirli fonksiyonel bağlılıklar vardır. James Thompsan’a göre, toplu bağlılık tipinin hakim olduğu durumlar, çatışmaların ortaya çıkmasına önemli katkıda bulunmaz. Çünkü, birimlerin birbirleri ile ilişkileri azdır, veya hiç yoktur. Ancak sıralı karşılıklı bağlılık türü, çatışmalar için kuvvetli bir ortam yaratmaktadır. Çok yönlü karşılıklı bağlılık türü ise çeşitli çatışmaların ortaya çıkma ihtimalinin en yüksek olduğu ortamı oluşturur.
2. Belirli Kaynakların Paylaşımı: Organizasyondaki kişi ve grupların faaliyetleri ile ilgili olarak belirli kaynakları paylaşmaları ve kendi paylarını arttırmak için birbirleri ile rekabet etmeleri çatışmaların ortaya çıkma ihtimalini arttıran bir ortam hazırlamaktadır.
3. Amaç Farklılıkları: Kişiler ve gruplar arasında ulaşılacak amaç konusundaki farklı görüşler çatışmalar için uygun bir ortam yaratır. Yöneticiler işletmenin veya birimlerin amaçları konusunda farklı düşünebilecekleri gibi, yönetenlerle yönetilenler arasındaki amaç farklılıkları da bir çatışma nedenidir.
4. Algılama Farklılıkları: Kişi veya grupların belirli olay ve gelişmeleri farklı şekillerde algılamaları, muhtemel bir çatışmaya neden olabilecektir. Algılama ile davranış arasındaki yakın ilişki vardır. Çeşitli kaynaklardan doğan algı farklılıkları kişileri veya grupları birbirleri ile zıt duruma düşürebilecektir. Bu çeşitli kaynaklar arasında amaç farklılıkları, değer yargısı farklılıkları, dikkate alınan zaman süresindeki farklılıklar, veri ve bilgi farklılıkları sayılabilir.
5.Yönetim Alanı ile İlgili Belirsizlik: Organizasyonlarda bazen kimin hangi alan ve konularda ve ne ölçüde kime karşı sorumlu olacağı belirsiz olabilir. Dolayısıyla, iki ayrı kişi veya grup aynı konularla ilgilenebilir. Bu tür belirsizlikler, çatışmalar için uygun bir ortam yaratır. Bu açıdan bakılınca, organik tip organizasyon yapıları, çatışmalar için en uygun organizasyon yapısı olarak belirir. Devamını Oku
ÇATIŞMA YÖNETİMİ
Organizasyonların içinde ortaya çıkan çeşitli düzeylerdeki çatışmalar ve bunların yönetimi yöneticilerin zaman ve enerjilerini önemli ölçüde alan konulardan biridir. Yönetici, kişiler arası farklılıkları, amaçlardaki farklılıkları, amaçlara ulaştıracak yollar konusundaki farklılıkları, değer yargılarındaki farklılıkları, algı farklılıklarını, sorunları tanımlamadaki farklılıkları vs. organizasyonun veya birimin amaçlarını gerçekleştirecek şekilde birleştirecek ve yönetecek olan kişidir. Bütün bu farklılıklar organizasyonlarda çeşitli çatışmalara neden olmaktadır. Bu çatışmalar bazen açık ve seçik ortaya çıkmakta, bazen de üstü kapalı olarak kalmakta, fakat için için devam ettiğinden, personelin davranışlarını, gizli karşı koymaktan açık muhalefete, hatta sabotaja kadar etkileyebilmektedir. Ayrıca, her çatışma personel üzerinde bir baskı (stres) yaratmaktadır. Baskının, özellikle aşırı baskının pek çok davranış bozukluklarına ve insan bünyesinde çeşitli sorunlara (ülser, kalp hastalıkları, vs.) neden olduğu bilinmektedir.
Öte yandan, modern yönetim anlayışına göre bir organizasyonda çatışmalar kaçınılmazdır. Bunları tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Dolayısıyla, yöneticiye düşen bu çatışmaları, organizasyonun yaşama ve gelişmesine katkıda bulunacak yönde yönetmektedir. Devamını Oku
Sosyal bilgiler gibi önemli bir dersin 3 saat olması son derece üzücü bir olay.Bu durumun her fırsatta sosyal bilgiler öğretmenlerince nanse edilmesine rağmen hala bu konuda bir çalışma yapılmamaktadır.Sosyal ilgiler öğretmeni olarak olaya duygusal bakıyoruz mu diye diğer branştaki öğretmen arkadaşlara soruyorum.Sizce sosyal bilgiler dersinin haftada 3 saat olması size uygun mu diye tamamı sosyal bilgiler dersi için haftada 3 saatin çok az olduğunu belirtiyorlar.Belki dünyadaki ülkeler arasında sosyal bilgiler ders saati en fazla olan devlet olmamız gerekirken araştırma yapmadım fakat tahminim en az olan ülkeler arasındayızdır.
En fazla ders saatinin Türkiye’de olmasından ki dayanağım.Tarihimizin çok eskilere dayanması bunun yanında öğle bir milletiz ki sürekli dünyanın gidişatına yön vermiş ve yönetmişiz.<çok farklı coğrafyalarda yaşamış.Bir çok savaşlar yapmışız.Bir çok milletle ilişki içine girmiş.Şuan da üç tarafı denizlerle çevrili, stratejik önemi hat safhada olan 3 iklimin aynı anda yaşandığı ve dünyanın kalbinde bulan bir memlekete sahibiz.Hal böğle olunca matık sosyal bilgiler dersinin haftada en az 4 saatin olasını gerektiyor.
Yenilen eğitim sistemi ile öğrencilerin tarihi ezberlemesi yerine kavraması ve neden sonuç ilişkisini kurması ayrıca kendi bilgisini kendisinin oluşturmasını amaçlamıştır.Bu açam uğruna sosyal bilgiler öğretmenleri forumlarda okuduğuma göre einden geleni yapıyor.Mümkün olduğunca yeni sistemi kavrayabildiği kadar uygulamaya çalışıyor.Fakat bu konuda bir kaç sıkıntı meydana geliyor.Bunlar Devamını Oku
OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE AZINLIKLARIN HUKUKÎ STATÜLERİ*
Mehmet DERİ**
Özet: Aşağıdaki makalede, Osmanlı Devleti himayesinde yüzyıllarca rahat, huzur ve barış içinde yaşayan azınlıklara verilen Kapitülasyonlar, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanun-i Esasi hakkında bilgi verilecektir.
Anahtar Kavramlar: Osmanlı Devleti, Azınlıklar, Kapitülasyonlar, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Kanun-i Esasi.
1- Kapitülasyonlar
Kapitülasyon, bir devletin başka devlete karşılıklı veya karşılıksız olarak verdiği ve daha çok ticari olan imtiyazlardır.
Genel anlamda ise kapitülasyon, Osmanlı toprakları üzerinde sürekli veya geçici yaşamakta olan gayrimüslimlere verilen imtiyazlara, bunlara ilişkin izin ve hakların tümüne denilmektedir.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra Galata ahalisine verdiği özel haklar, ferman niteliğinde olup geri alınabilecek nitelikteydi. Gerek Fatih’in fermanı(1453) ve gerekse Kanuni’nin Fransızlara verdiği kapitülasyonlar (1536) Osmanlı Devleti’nin güçlü zamanlarında verilmişti, ancak her padişah değişikliğinde yenilenen kapitülasyonlar, 1740 yılında I. Mahmut tarafından sürekli hale getirilmiştir.
Fatih zamanında Galata ahalisine verilen imtiyazlar, daha çok din ve vicdan hürriyeti ile ilgili iken, Kanuni zamanında Fransızlara verilen imtiyazlar daha çok ticarî idi. Özellikle Fransızlara verilen bu kapitülasyonlar, daha sonraları diğer Avrupa Devletlerinin siyasî ve askerî gelişmelerin sonunda Osmanlı Devleti’nden elde ettikleri imtiyazlara başlangıç ve örnek olmuş, kapitülasyonlar özellikle devletin zayıflamasıyla birlikte, devlet aleyhine işleyen siyasî, iktisadî, ticarî, hukukî vb. alanlarda devletin çökmesinde önemli rol oynayan faktör halini almıştır. Devamını Oku