OSMANLI İMPARATORLUĞUNU PAYLAŞMA PROJELERİ (GİZLİ ANTLAŞMALAR)
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın son derece ağır koşullarda imzalanması bir rastlantı değildir. Çünkü antlaşma devletleri I.Dünya savaşı sırasında yaptıkları gizli antlaşmalar ile Osmanlı Devleti’ni kağıt üzerinde paylaşmışlardı. Bu antlaşmalar Mondros Antlaşmasının uygulanması süresince ortaya çıkmıştır.
İSTANBUL ANTLAŞMASI (18 MART – 10 NİSAN 1915 )
İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanmış olup daha çok Rusya’yı memnun etme çabası güdüyordu. Buna Göre:
Boğazlar Midye-Enez çizgisine kadar, Trakya, Gelibolu yarımadası, Sakarya ırmağına kadar Kocaeli yarımadası ile İmroz ve Bozcaada savaştan sonra Rusya’ya bırakılacaktı.
LONDRA ANTLAŞMASI (26 NİSAN 1915 )
Anlaşma devletleri İtalya’yı da yanlarına çekmek için onunla Londra’da bir antlaşma yapmışlardı. 16 maddelik bu antlaşma hükümleri Osmanlı’ya ilişkindi. Buna göre Anlaşma devletleri İtalya’nın işgali altında bulunan Rodos, On iki adayı ona bırakıyor Bingazi ve Derne bölgelerinde Osmanlıların sahip oldukları hakların ona geçmesini kabul ediyorlardı.
Türkiye Asya sının paylaşılması durumunda Antalya yöresinde bir pay vermeyi vaat ediyorlardı. Ancak İtalya’ya bırakılacak yerlerin sınır saptamaları Fransız ve İngiliz çıkarlarına uygun olacaktı. Türkiye Asya sının işgali durumunda Antalya bölgesine bitişik arazi İtalya’ya verilecek ve İtalya buraları işgal hakkına sahip olacaktı.
SYKES PYKOT(PICOT) ANTLAŞMASI (26 NİSAN – 9 MAYIS 1916 )
İngiltere, Fransa ve Rusya’nın I. Dünya savaşı sonrasında Osmanlı topraklarını aralarında paylaşmak amacıyla imzaladıkları antlaşmadır. Buna göre; İtalya’ya pay verip yanlarına çeken Antlaşma devletleri Arap Yarımadası ile birlikte Güney ve Güneydoğu Anadolu da bu devletlerce bölüşülüyor yine bir Arap Hilafeti ve onun hemen yanında özel yönetime sahip Filistin öngörülüyordu.
İngiltere’ ye: Ürdün, Irak (Bağdat ve Basra illerini içeren Güney Irak)
Fransa’ya: Suriye,(Halep, Şam’ın bir kısmı Cebelilübnan sancağının tamamı) Beyrut Kuzey Irak, Adana , Mersin’den Mardin’e kadar uzanan bölge ile Çukurova’dan Sivas’a kadar uzanan iç bölgeler Harput’un bir kısmı
Rusya’ya: Boğazlar ve Doğu Anadolu’nun verilmesi kararlaştırılmıştır. Van ,Erzurum, Trabzon ve Bitlis illerinin doğu bölümlerini Sivas, Harput, Diyarbakır illerinin bir kısmı.
Rusya’nın I. Dünya savaşından çekilmesi üzerine bu paylaşma planın da değişiklik olmuştur. Rusya’nın payına düşen boğazlarda uluslar arası bir komisyon kurmayı Doğu Anadolu da ise kendilerine bağlı bir uydu Ermeni devleti yaratmayı hedeflemişlerdir.
MAC – MAHON ANTLAŞMASI
Mısırdaki İngiliz valisi Mac- Mahon un Hicaz Emiri Hüseyin’le Osmanlıya karşı isyan ettikleri takdirde Arap bağımsızlığının onaylanacağına dair imzaladığı bir antlaşmadır.
SAİNT JEANDE MAURİENNE ANTLAŞMASI (17-19 NİSAN 1917 )
İtalya Sykes –Pıcot’u duymuş 1915 tarihli Londra antlaşması gereğince kendisine verilecek yerlerin tespitini istemiştir. İngiltere ve Fransa’nın İtalya’yı Almanya’dan ayırarak kendi taraflarına çekmek istemleri sonucunda böylece İngiltere, Fransa ve İtalya arasında bir anlaşma imzalandı. Bu antlaşmayı ülkesindeki ihtilal nedeniyle imzalamayan Rusya sadece onaylamıştır. Antlaşmaya göre:
İtalya: Anadolu’nun güneybatısının büyük bir kısmını işgal hakkına sahip olmuştur. Antalya, Menteşe sancağı, Konya ilinin bir kısmı İzmir ve kuzeyi İtalya’ya bırakılacaktı.
Bu anlaşmalar savaşı kazanacaklarından emin olan Anlaşma devletlerinin Osmanlı ülkesini paylaşıp kendi güdümlerinde yeni devletçikler kurup, Doğu sorununu çözmeye kararlı olduklarını gösteriyordu.
WİLSON İLKELERİ
A.B.D Cumhurbaşkanı W. Wilson kongrede 8 Ocak 1918 de yaptığı bir konuşmada barışın temel ilkelerini açıkladı. Rusya’nın savaştan çekilmesi İngiltere ve Fransa’nın serbestisini kolaylaştırmışsa da Wilson’ un yeni barış programıyla ortaya çıkması onların isteklerini törpülemişti. Aynı zamanda Osmanlıya da umut vermişti.
Uluslar arası ilişkilerde savaş yerine barışın egemenliği görüşünü savunan Wilson Osmanlı İmparatorluğunun er geç parçalanacağına inanıyordu. İlk kez başkan seçildiğinde İstanbul’a bir elçi ataması söz konusu olmuş, fakat o açıkça “Türkiye yok ki elçi göndermeye ne gerek var? “ diye sormuştu. Wilson barış umudunun olup olmadığını araştırmak için Albay Hauseyi koşulları araştırmak için Avrupa ya yollamıştı. 14 maddelik barış programı A.B.D’ in savaşa girmesinden sonra başta İngiltere ve diğer anlaşma devletleri ile yapılan bir dizi görüşmelerden sonra belirlenmişti. Hause başkanlığındaki komisyon vardığı sonuçları bir rapor halinde 22 Aralık 1917 de Wilson’a sunmuştu. Wilson İLKELERİbu rapora dayanılarak kaleme alınmıştı. A.B.D desteğine muhtaç olan Fransa ve İngiltere bu programı kabul ettiler.
Tarihe 14 prensip olarak geçen bu temel ilkeler genel bir barışı dikkate alarak hazırlanmıştı.14 maddelik bu ilkelerde;
1-Tüm barış antlaşmaları açık olacaklar bu antlaşmalardan başka uluslar arası gizli antlaşmalar yapılmayacak, bundan böyle diplomasi açık olacak gizli diplomasi kaldırılacak.
2-Denizlerde gidiş geliş tamamen serbest olacak yalnız kara suları ve uluslar arası antlaşmaların uygulanması yolunda gene uluslar arası bir hareket sonucu kısmen ya da tamamıyla kapatılmış olan denizler bundan ayrıktır.
3-Barışa katılacak ve barışı korumak için birleşecek olan uluslararasında ekonomik bütün engellerin kaldırılması ve ticari ilişkilerde eşitliğin kabul edilmesi
4-Her ülkenin silahlarını iç güvenliğin gerektirdiği dereceye indirmek için karşılıklı garantilerin verilmesi. Ülkeler silahlanmayı bırakacaklar.
5-Sömürgeler üzerindeki isteklerin serbestçe ve tam bir yansızlıkla incelenerek ve bu bölgeler halkının çıkarlarıda göz önünde tutularak bir sonuca bağlanması
6-İşgal edilmiş olan tüm Rus topraklarının boşaltılması ve Rusya’nın kendi kendisini istediği gibi yönetmesi yolunda önlemlerin alınması
7-Belçika’nın egemenlik haklarına hiçbir biçimde dokunulmaksızın boşaltılması ve yeniden kurulması
8-Tüm Fransız topraklarının kurtarılması, 1871 yılında Prusya’nın Alsace-Lorraine’i almakla yapmış olduğu haksızlığın tamir edilmesi yani bu toprakların yeniden Fransa’ya verilmesi
9-İtalyan sınırlarının ulusal temele göre düzeltilmesi
10-Avusturya-Macaristan imparatorluğundaki uluslara en serbest biçimde özerklik elde etmek için gereken olanakların verilmesi.
11-Romanya, Sırbistan, Karadağ’ın boşaltılması Sırbistan’ın denizde serbest ve güvenli bir kapı elde etmesi, Balkan devletlerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin ulusallık bakımından tarihsel temellere göre dostça düzenlenmesi Balkan devletlerinin siyasal ve ekonomik bağımsızlıkları ve sınırlarının dokunulmazlığı yolunda uluslar arası garantilerin verilmesi.
.
12- Osmanlı imparatorluğunda Türklerin oturdukları bölgelerin bağımsızlığının sağlanması, Türk egemenliği altında bulunan diğer uluslara da özerk bir gelişme için tam ve engelsiz bir fırsatın sağlanması, boğazların uluslar arası garanti altında tüm devletlerin ticaret gemilerine açılması.
13-Oturanları kuşkusuz biçimde lehli olan bölgeleri içine alan bir Lehistan’ın kurulması Bu Lehistan’a
14-Denize kapısı bulunan bir Polonya devleti kurulacak büyük ve küçük ulusların siyasi bağımsızlıklarının ve toprak bütünlüklerinin karşılıklı güvenliğinin garanti altına alınabilmesi için Milletler Cemiyeti(Cemiyet-i Akvam) kurulacak
Wilson bağımsızlıklarını kazanacak uluslar için uygulanacak sistemi “koruma altındaki devletçik” yerine “koruma altındaki topluluk” olarak belirlemişti.
Yine metne boğazlardan serbestçe geçişi öngören bir madde de eklenmişti. İngiliz dışişleri bakanı Lord Curzon 20 Ocak 1918 tarihli raporunda şöyle demekteydi. “Türklere de kendi geleceklerini kendilerinin saptamaları hakkı (Self Determination ) tanınmalıdır. Türklerin asıl vatanları olan özgürlük ve bağımsızlığı ile toprak bütünlüğü garanti altına alınmalı fakat Avrupa da ki yerleri Türklerden alınmalı İstanbul ve boğazların yönetimi başkalarına verilmelidir.
Başbakan Llayd George ise 5 Ocak 1918 de şöyle demektedir. “Biz Türkiye’yi ne başkentinden ne de çoğunlukla Türk olan Anadolu’nun ve Trakya’nın zengin ve ünlü topraklarından yoksun bırakmak için dövüşüyoruz.” Bu açıklamalarla İngiliz yöneticileri barış konusunda A.B.D başkanından önce davranmışlar. Fakat kendi aralarında da çelişkiye düşmüşlerdir. Beklide gelecekte kendilerine hareket serbestisi sağlasın diye bu çelişki bilerek yaratılmıştır.
Wilson ilkeleri ile komşularınca toprakları paylaşılan ve bağımsızlıklarını yitiren uluslarla imparatorluklara bağlanmış topluluklar bu ilkelerle bağımsızlık umudu güvencesi ile harekete geçmişlerdir. Savaşı kaybeden devletler ve imparatorluklarda ise etnik çoğunluklarının bulunduğu toprakların “vatan” olarak kendilerine bırakılacağı umudu yaygınlaşmaya başlamıştı.
Bundan böyle açık diplomasi uygulanmasını gizli anlaşmalar yapılmamasını dileyen Wilson barışın korunması tüm devletlerin bağımsızlıklarının ve toprak bütünlüğünün garanti altına alınması için uluslar arası bir örgüt kurulmasını öngörüyordu. Alsace-Lorraine ‘in Fransa’ya geri verilmesini Avusturya-Macaristan imparatorluğu halklarına özgürce gelişme hakkının tanınmasını ve Polonya’nın yeniden bağımsızlığına kavuşmasını da gelecek için zorunlu gören Wilson’un barış programında Osmanlı imparatorluğuna ilişkin madde şöyle düzenlenmişti.
Madde 12- Osmanlı imparatorluğunun Türk olan kesiminin egemenliği sağlanmalı fakat bugün Türk yönetiminde bulunan öteki uluslara kesin ve her türlü kuşkudan uzak bir yaşama güvenliği ve kendi gelişmelerini istedikleri gibi yürütecek kesin ve engelsiz fırsatlar olanağı verilmeli Çanakkale boğazı tüm ulusların gemilerine ve ticaretine uluslarca sağlanacak güvenlik altında sürekli olarak açık bulundurulmalıdır.
Bu 14 ilkenin uygulamaya dair yorumu da saptanmıştı. İstanbul ve boğazlar Türklerin elinde kalsa bile buralarda uluslar arası bir denetim sağlanmalıydı. Türklere bırakılacak Anadolu’nun kıyı bölgelerinde de uluslar arası bir denetim ya da buraları Yunanistan’ın Mandaterliğine verilmeliydi. Ermeniler İngiliz mandaterliğini yeğliyorlardı. Ancak özerk Ermenistan’a Akdenizde bir liman verilmeliydi. Suriye’nin Fransa’nın payı olduğu Arabistan Yarımadası ile Filistin ve Irak içinde mandater devletin İngiltere olabileceği yenileniyordu.
14. madde ile Osmanlı imparatorluğu milliyet esasına göre bağımsız devletlere bölünmek istenmiştir.
İtilaf devletleri A.B.D’ in desteğini sağlamak amacıyla bu ilkeleri kabul ettiler. Ancak savaş sonunda bu ilkeleri dikkate almayışlarının nedeni onarım adı altında savaş tazminatı almak ve Manda yönetimi kurmaktı.
XX. yy başlarında emperyalist bir güce ulaşan A.B.D dünyanın 2/3 ün İngiliz, Fransız ve diğer devletlerin sömürgesi haline geldiğini gördü. Sömürgelerde ticaret yapma olanağı kısıtlıydı. Eğer sömürgecilik yıkılabilirse A.B.D dünya ticaretine kolaylıkla ağırlığını koyabilecekti. Gerçektende dünyada sömürgeciliğin yıkılması teorisini Wilson ortaya atmış uygulanmasını Türkiye göstermiştir. Wilson ilkeleri İttifak devletlerini umutlandırdı ve barış eğilimlerini arttırdı. Wilson ilkelerinin etkisi ile Ermeniler, Rumlar ve Araplar devlet kurmak için hazırlıklara başladılar.
Ancak ileriki barış konferanslarında ihtiraslı politikacılar Amerikan idealizminden esinlenen bu ilkeleri bir kenara ittiler.
Wilson İlkeleri
Alıntı
A.B.D’NİN SAVAŞA GİRMESİ VE SAVAŞIN SONA ERMESİ
Bağlaşma devletlerinin doğu cephesindeki bu başarılarına karşılık 1917 de ki bir olay bu büyük savaşın oluşumunu tümden değiştirmeye yetti. A.B.D ‘in savaşa girmesi savaşın başından beri A.B.D özellikle silah göndererek anlaşma devletlerine olan sempatilerini belli etmekte ve bunlar yararına bir yansızlık gütmekteydiler.
Almanların denizaltı savaşından dolayı A.B.D ile Almanya arasında şiddetli notaların gönderildiği ve Almanya’nın bir süre denizaltı savaşını yavaşlattığını görmüştük. Almanların denizaltı savaşını şiddetlendirmeye karar vermeleri ve bu kararı uygulamaya başlamaları üzerine (1 Şubat 1917 ) A.B.D Almanya ile diplomatik ilişkilerini kesti. Bunu 6 Nisanda gene A.B.D’ in bağlaşıklara savaş ilan etmesi izledi. A.B.D’ yi beşi bir yana Orta ve Güney Amerika’nın diğer tüm devletleri de izlemişlerdi. Çin bile 14 Ağustosta Almanya’ya savaş ilan etmişti.
Alman denizaltılarının düşman gemilerine saldırması denizaltı savaşının önemini arttırdı. 1917 de Rusya da devrim olması ile doğu cephesi kapanmış, 8 Mart 1918 Brest-Litowsk barış antlaşmasının imzalanması ile Almanya doğu da barışa kavuştu. Romanya mağlubiyeti ve 7 Mayıs 1918 tarihli Bükreş antlaşması ile Romanya da saf dışı kalmıştır.
Başlarda tarafsızlığını ilan eden A.B.D savaş boyunca silah satarak ekonomik gelişme göstermiştir. Almanya’nın geliştirdiği denizaltılarıyla A.B.D’ in silah taşıyan gemilerine saldırması ve bu saldırıları ticaret gemilerine de yönlendirmesi sonucunda ekonomisi zarar gören A.B.D, Başkanı Wilson tarafından Wilson ilkelerini yayınlayarak 1918 yılı başlarında İtilaf devletleri tarafından savaşa katılmıştır.
A.B.D ‘in savaşa girmesiyle savaşın sona erme süreci hız kazanmıştır. A.B.D İngiltere ve Fransız birlikleri Batı cephesinde Almanları yenilgiye uğratmıştır. Bu arada Yunanistan’ın savaşa girmesi sonucunda Bulgaristan ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Balkanlarda zor duruma düşmüşlerdir. A.B.D’ in katılışı ile merkezi devletler çözülmeye başlamıştır. 1917 den itibaren Avusturya-Macaristan da baş gösteren ekonomik ve siyasi karışıklıklardan dolayı barış yapmaya yönelmiştir. Avusturya-Macaristan sadece ayrı bir barış yapmayı düşünmüyor, aynı zamanda Almanya’yı da bir çok özverilerle ve bu arada Alsace-Lorraine ‘i de Fransa’ya vererek barış yapmaya kışkırtıyordu.
Diğer yandan İngilizlerin aldıkları önlemlerle Almanların denizaltı savaşları da beklenen sonucu vermemişti.İttifak devletlerinin tüm cephelerde yenilgi alması üzerine ateşkes antlaşmaları imzalanmıştır. 19 Temmuz 1918 de Richstag çoğunluğu bir anlaşma barışı yapılmasını kabul etmiş bundan biraz sonra da Papa barış yolunda yeni bir girişimde bulunmuş ve elçisi aracılığıyla Almanya’ nın amaçlarını Belçika’nın geleceği hakkında düşündüklerini açığa vurmasının barışı kolaylaştıracağını İngilter’nin bildirmiş olduğunu Alman başbakanına söylemişti. Buna Almanya kaçamaklı yanıt vermiş, Alsace-Lorraine’den başka barışa hiçbir sorunun bulunmadığını bildirmişti.
Eylül sonun da ise Alman hükümeti ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirtmesi ilkesini(Self determination) kabul ettiğini bildirdi. Gene de barış yakın görünmüyor ve cephelerde savaş devam ediyordu. İtalya cephesinde de anlaşma devletleri saldırıya geçmişler, Avusturya savunmasını yarmayı başarmışlar İtalyan orduları Avusturya topraklarında ilerlemeye başlamışlardı.
1918 de itilaf devletlerinin tüm cephelerde taarruza geçmeleri önce Bulgar kuvvetlerinin çözülmesi, ile Bulgar hükümeti Anlaşma devletlerinden bırakışma isteğinde bulundu ve bu isteği 29 Eylül de kabul edildi. Böylece de Osmanlı ile Almanya’nın bağlantısı yine kesilmiş oldu.30 Ekim 1918 de Osmanlı, 3 Kasım 1918 de ise Avusturya-Macaristan’ ın ateşkes antlaşması yapmalarına neden oldu. Almanya da da iç durum cephelerden daha iç açıcı değildi. Bağımsız Sosyal-Demokrat parti amacına erişmek için hiçbir aracı kullanmaktan çekinmiyordu. Siyasal grevler, Rus cephesinden gelen askerler Bolşevik düşüncelerle aşılanmış bulunuyorlar ve arkadaşlarını da etkiliyorlardı. Gene de ordular sonuna kadar direndi. Ancak cephe gerisi ayaklanma için olgunlaşmıştı.
II. Wilhelm’in demokratik adımları ve yeni koalisyon kabinesinin de kurulması da işlerin yönünü değiştirmedi. Alman hükümeti 5 Ekimde A.B.D başbakanına başvurarak başkanın daha önce ilan etmiş olduğu 14 Esas ve daha sonraki demeçlerine dayanılarak barış yapılmasına hazır olduğunu bildirdi. 11 Kasım 1918 de ateşkes antlaşması imzalayan Almanya savaşa son verdi.
9 milyon insanın ölümü ile sonuçlanan I. Dünya savaşı gerçekten geçen yy ‘n sorunlarını halledebilecek miydi? Barış anlaşmaları barışı sağlayamamış II. Dünya savaşının çıkmasını engelleyememiştir.
RUSYA’DA KOMİNİST İHTİLALİ ( İHTİLAL ÖNCESİ DURUM )
Tüm Avrupa devletleri XIX. yy içinde Liberalizm yolunda büyük adımlar attıkları ve başarılar elde ettikleri halde Batı Avrupa siyasal etkilerine özellikle uzak bulunan Rusya’da liberalizm ve Anayasa hareketleri çok geç kalmıştı. Diğer yandan Rusya’da diğer Avrupa devletlerin de liberal ayaklanmaları organize eden ve başaran büyük bir burjuva kitleside yoktu. Halkın çoğunu toprağa bağlı köylüler oluşturuyordu. Bunların üstünde büyük toprak sahibi aristokrasi vardı.
Köylülerin toprağa bağlılıklarının kaldırılması (1861) para ve iş karşılığı toprak sahibi olma hakkının tanınması bu durumun düzeltilmesine yetmemişti. Sanayinin gelişimiyle bu köylü kitlesi yanında bir işçi kitlesi belirmiş ve bundan böyle Rusya da anarşist, nihilis, komünist düşünceler yerleşmeye başlamış ayaklanmalar çıkmıştır.
Koyu bir mutlakiyetle ülkeyi yöneten aristokrasi bu akımlar karşısında gidecek yolu şaşırmıştı. Sonunda çar 19 Ağustos 1905 yılında özellikle Japonya’ya Rusya’nın yenilmesi üzerine çıkan ayaklanmalar sonunda Duma adı verilen bir meclisin toplanmasına karar verdi. Ancak Duma’nın sadece danışma yetkisi olacaktı. Yasama yetkisi tanınmamıştı. Ancak çıkan yeni karışıklık ve grevler yüzünden 30 Ekimde yasama yetkisi de tanımak zorunda kaldı.
Aynı zamanda ilk olarak din, basın, toplanma ve dernek kurma özgürlükleri tanınmış ve kanun önünde herkesin eşit olduğu ilan edilmişti. Gene de karışıklıklar sona ermemişti. Eskiye dönmek isteyen hükümette el altından ayaklanmalar çıkarttı.dirliği sağlamak içinde ciddi önlemler almaya başladı. Bir süre başarılıda oldu.
6 Mayıs 1906 da başbakan Witte yeni bir Anayasa ilan etti. Bu anayasa ile 30 Ekim Manifestosun da sözü edilmeyen yeni bir Ayan meclisi de kuruluyor ve böylece Duma’nın yetkileri de daraltılıyordu.
Duma da liberaller çoğunluğu kazanmışlardı. Bunların toprak sorunlarını kökünden çzümlemek istemeleri yüzünden hükümet Temmuz 1906 da Duma’yı dağıttı. Mart 1907 de yeni seçilen Duma liberaller yine çoğunluğu kazandılar. Buda 17 Haziran da dağıtıldı. Bu sefer vatana ihanet suçundan sanık bulunan sosyal demokrat milletvekillerini Duma hükümete teslim etmediğinden hükümette Duma’yı dağıtmıştı.
Bunun üzerine başbakan Stolipin seçim kanununu değiştirip köylülerin ve Rus olmayan uyrukların haklarını daralttı. Büyük toprak sahiplerininkini arttırdı. Böylece seçilen 3. Duma hükümetin işine gelen bir yüz göstermekteydi. Çoğunluğunu Ekimciler(Oktobrist) adı verilen ölçülü Anayasalar elde etmişlerdi. Ancak bu hareketler köylüler arasındaki kaynaşmayı azaltacağına çoğaltmıştı. Köylüleri de memnun etmek için Stopilin 14 Haziran 1910 ve 29 Mayıs 1911 da yeni toprak kanunları çıkartarak köylülerin ekonomik özgürlükleri yolunda da büyük adımlar attı. Ancak yavaş yavaş karşıcılar ağır basmaya başladılar. Eylül 1911 de Stolipin bir ihtilalci eliyle öldürüldü. 1912 de seçilen 4. Duma 3. Duma dan farklı değildi. Bu bir ulus meclisi olmaktan daha çok bir anayasa korkuluğu haline gelmişti. Ayan meclisi tümden gericilik yolunda çalışmakta idi. Gene de ihtilalci fikirler durmadan yayılmaktaydı. Rusya bu haldeyken I. Dünya savaşına katıldı.
İHTİLALİN OLUŞU
Batı cephesinde Rusya’nın uğradığı yenilgiler ve işgal edilen bölgelerden akın eden sığınaklar memlekette büyük karışıklıkların ve ekonomik sıkıntıların çıkmasına sebep oldular.
Savaşın başlamasından henüz iki yıl geçmemişti ki Rusya ekonomik bakımdan yıkılmıştı. Duma da hükümet ve Çar’a karşı saldırılar başlamıştı. Öyle ki o zamana kadar eski sisteme bağlı kalan ayan bile hemen siyasal yönün değiştirilmesini istemekteydi. Çar II. Nikolay ciddi düzeltim yapamayacak kadar zayıf karekterli olduğundan Rusya da Mart ihtilali çıktı. İhtilal Petersburg da bir sabah ayaklanmasıyla başlamıştır. Çar bunun üzerine Duma’yı dağıtmıştır. Fakat Duma bunu kabul etmeyerek toplanmaya devam etmiştir. 12 Martta askeri birliklerde ihtilalciler tarafına geçince ihtilalciler kazanmış ve Duma geçici bir hükümet kurmayı başarmıştı. 14 Martta çar tutuklandı. Bir gün sonra her iki geçici hükümet aralarında bir anlaşmaya vararak Çarı tahttan indirmeye, bir kurucu meclisin toplanmasına, demokratik düzeltimin yapılmasına ve Petersburg Sovyet inin kontrolü altında yeni bir geçici hükümetin kurulmasına karar verdiler. Fransa ve İngiltere bu hükümeti hemen tanıdı.
İhtilal ekonomik ve mali durumu düzelteceğine daha da kötüleştirdi. Orduda disiplinsizlik son sınırına vardı. Rus olmayan Rusya’da ki uluslar bağımsızlığını istemeye başladılar. Firlandiya, Ukrayna ve Gürcistan da ulusal hükümetler kuruldu.
Lenin bu başarısızlıklardan yararlanarak Bolşevik bir ayaklanma çıkarmaya kalkıştı. (16-18 Temmuz) ise de askerler hükümete bağlı kaldıklarından başaramadı. Ancak kısa süre sonra savaştan bıkmış olan halk Bolşeviklerin yanında yer almaya başladı.
Ekimde gene Bolşevik önderlerinden Troçki Petersburg Sovyet’inin yürütme komisyonu başkanlığına seçildi ve Bolşevikler yeniden ayaklandı. Bu kez başardılar. 7/8 Kasımda ( =25/26 Ekim) Bolşevikler Petersburg da ki bankaları, resmi binaları ve istasyonları işgal ettiler. Moskova da da başarı elde etmiş iktidarı ele almışlardı. Lenin halk komiserleri divanının başkanı oldu dolayısıyla Bolşevik hükümetinin başı oldu.
SOVYET: Rusça da divan, şura anlamına gelmekte ve ihtilalden önce işçi temsilcilerinin toplantısına bu ad verilmekteydi. İhtilalden sonra işçi ve köylülerin seçtikleri yönetim organlarına bu ad verildi.
1903 yılında Bürüksel ve sonra Londra da da toplanan Rus Sosyal Demokrat Partisinin kongresinde partinin iktidara gelmesi için izlenmesi gereken politika için parti ikiye ayrılmıştı. Rus Sosyal Demokrat Parti kongresinde Lenin’in başında bulunduğu çoğunluk (BOLŞEVİKLER, BOLŞE RUSÇA DA DAHA ÇOK DEMEKTİR.) Partinin ihtilalci bir politika (MENŞEVİKLER MENŞE=RUSÇA DA DAHA AZ DEMEKTİR) oportinist bir politika koğuşturmasını istemişti. O zamandan beri sosyalist olanlara Bolşevik adı verilmektedir. Demek ki Bolşevik ve Menşeviklerin her ikisi de amaç bakımından komünisttir. Sadece iktidara geçmek için izlenecek politika bakımından ayrı düşmektedirler.
ALMANYA’NIN İTİLAF DEVLETLERİNE KARŞI ÜSTÜNLÜK KURAMAMASININ SEBEPLERİ
1-Almanya’nın bir kara devleti olması ve deniz gücünün yetersiz olması yenilmesinin en önemli nedenidir.
2-İngilizlerin güçlü bir donanmaya sahip olması.
3-Almanya’nın hammadde ve insan kaynağının sınırlı olması.
4- İngilizlerin savaş süresince sömürgelerinden hammadde ve asker yardımı alması.
5-Almanya’nın yanında savaşan devletlerin güçsüz ve Almanya’ya bağlı olması.
6-Osmanlı topraklarından pay almak isteyen İtalya’nın İtilaf devletlerine geçmesi.
7-A.B.D‘ in İtilaf devletlerinin yanında savaşa girmesi.
AÇILMA NEDENİ:
1-İngilizleri Türk kuvvetlerinin İran’a girmesini ve Hindistan’ı tehdit etmesini önlemek
2-Kuzeye çıkıp karayoluyla Ruslarla birleşme amacı gütmeleri nedeniyle İngilizler tarafından açılmıştır.
SONUÇLARI:
İngilizler hem Güney Irak’a hem de Aden’e çıkarma yaptılar. Türk birlikleri bir yandan ayaklanan Araplarla bir yandan da İngilizlerle uğraşmak zorunda kaldılar. İngilizler Basra Körfezinden geçerek Irak’a çıktıkları zaman ummadıkları bir direnme ile karşılaştılar. Ancak Bağdat’a gelmeyi başardılar. Ağır yenilgiye uğradılar.(Kasım 1915-Nisan1916) Ancak bir süre sonra toparlanarak ve ağır muharebeler yaparak zengin petrol yataklarının bulunduğu Kuzey Irak’a vardılar. 1918 yılı içinde de Musul bölgesini tamamen ele geçirdiler. 22-24 Kasım 1915 de Ktesifon da Türk birliklerine yenilerek komutanları Townshand la birlikte Kut ül Amare’ ye kaçmak zorunda kaldılar. Türk birlikleri İngilizleri burada kuşattılar. 29 Nisan 1916 da kasabayı aldılar. Townshand ile birlikte 13000 İngili tutsak düştü. Böylece Irak düşmandan bir süre için temizlenmiş oldu. Ancak Basra’ya İngilizler yeniden asker çıkardılar.23 Şubat 1917 de Türk kuvvetleri Kutül Amara’yı boşaltmak zorunda kaldı. 11 Martta Bağdat İngilizlerin eline düştü.
Arap yarımadasında da ayaklanan Araplarla uğraşan Türk kuvvetleri pek çok yeri elden çıkarmak zorunda kalmışlarsa da kutsal yerleri ateşkesin imzalanmasına kadar teslim etmemişlerdir.
AÇILMA NEDENİ:
1-İngilizlerin Süveyş ve Irak cephelerinde yenilerek Suriye sınırına çekilen Osmanlı ordularını tamamen bu bölgeden çıkarmak.
2-Osmanlı sınırları içinde yaşayan Arapları kışkırtarak onların çoğunlukta oldukları bölgeleri nüfuzları altına almak amacıyla İngilizlerin saldırıya geçmeleri sonucunda açılan cephedir.
SONUÇLARI:
Bu cephede başlangıçta girişim bizde olduğu halde sonraları özellikle Arapların arkadan vurmaları üzerine hem girişimi hem de savaşları kaybetmişizdir.Türklerin Süveyş başarısızlığı üzerine İngilizler gerek Aden’den gerek Süveyş’ten Osmanlı içlerine doğru ilerlemeye başlamışlardı. Bu ilerleyiş sırasında Türk askerlerinin sırtına saplanan gerçek bir hançer vardır. İngilizlerin suç ortaklığı ile kendisini Haziran 1916 da “ Arap ülkeleri Kralı “ ilan eden Arapların özellikle Mekke Emiri (Şerifi)Hüseyin İbni Ali’nin isyanı Medine dekiler hariç isyanın ocağı olan Hicazdaki tüm Osmanlı Garnizonlarının hepsi teslim olmak zorunda kalmıştır. Fakat yangının tüm imparatorluğun diğer Arap vilayetlerini de sarması tehlikesi büyüktür. Hüseyin’in 3. oğlu Emir Faysal Kudüs ve Şam’a saldırılarında İngilizlere yardım etmek üzere Suriye çölü sınırında hazır beklemektedir. İngilizler büyük kayıplarla kuzeye doğru ilerlemeye başladılar. 1916 senesi sonundan itibaren yenilgiler gittikçe artacaktır. General Makde’ın kuvvetleri tarafından Bağdat’ın işgali Faysal ordusunun Akabe ye girmesi General Allenby’in Filistin’e el koyması ile çok geçmeden Türklere gerçeği görme zorunluluğunu da getirecektir.Birçok savaştan sonra 19 Eylülden 30 Ekime kadar süren bir savaş sonucunda 1918 de Yafa dolaylarında Osmanlı siperlerini yarmayı başardılar. Suriye içlerine girdiler. Bunun üzerine Osmanlı barış imzalamak zorunda kaldı. (30 Ekim 1918 Mondros) Buradaki savaşlar Suriye ve Filistin de sağlanan son Türk zaferiydi. İmparatorluk hemen hemen tüm Arap topraklarını kaybetmiştir.
Mustafa Kemal komutasındaki 7. ordunun düşman karşısında direnmesi sonucunda daha sonra ilan edilecek olan Misak-ı Milli’nin Suriye sınırı belirlenmiştir.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ve Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a geri çağrılması sonucunda İngilizler Suriye’yi ele geçirmişlerdir.
Enver seferberlik ilan etmiş, mebuslar meclisi kapatılmış, borçlar ertelenmişti. Alman genelkurmay başkanı Moltke Dışişlerine gönderdiği yazıda şöyle demektedir:”Türkiye ile ittifak Antlaşması derhal yayınlanmalı Türkiye mümkün olur olmaz Rusya’ya savaş ilan etmelidir.”
Osmanlı Genelkurmayı savaşın nasıl gelişeceğini hiç beklemeden Almanya’nın yanın da yer almaya hazırlanırken Alman Genelkurmayı da Türkiye’nin rolünü Çarlık Rusya’sına ve Müslüman İngiliz sömürgelerine karşı harekete geçmek olarak saptamıştı.
Üçlü bağlaşmanın içinde yer alan Osmanlı hükümeti bundan da yararlanarak 1 Ekim 1914 den geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırıldığını açıklamıştı. Sultan Reşat’ın onayladığı 4 Eylül 1914 günlü bu hükümet kararnamesine göre ;”mali, iktisadi, adli ve idari kapitülasyon” denilen ayrıcalıklar bundan doğmuş olan serbestlikler ve haklar kaldırılıyordu. Artık yabancı uyruklular için devletlerarası genel hukuk hükümleri uygulanacaktı. Anlaşma devletleri ve Almanya buna şiddetli tepki gösterdiler.
Osmanlı hükümeti 1 Kasım 1916 da ise kapitülasyon hükümleri içeren tüm anlaşmaları da tanımadığını açıklayan bir bildiri yayınladı. Kapitülasyon sorunu tümüyle Lozan da çözüme kavuşacaktır.
11 Kasımda Şeyhülislam Hayri Efendi’nin Halife Sultan Emir-ül Müminin adına yayınladığı Kutsal Cihat’a ( En büyük cihat- Cihat-ı Ekber) çağrı niteliğindeki Fetva ve V. Mehmet Reşat’ın yayınladığı Hatt-ı Hümayun da dikkati çeken ilk özellik Türkistan ve Kafkasya Müslümanları gibi Kırım , Afrika, Hindistan Müslümanları gibi İngiltere, Fransa ve Rusya’nın egemenlikleri altında yaşayanları da kapsayacak biçimde yeryüzündeki tüm Müslümanların “can ve malları ile Cihat’a katılmayı yerine getirilmesi gerekli bir dini görev telakki etmelidirler” bu Müslümanlar Osmanlı kuvvetleriyle birlikte savaşacaklarının en azından yardımcı olacaklarının umulmasıydı. İkincisi ise Böyle bir Cihat’a geçmişte kaybedilmiş olan toprakların özellikle Mısır, Kıbrıs, Batı Trakya ve Makedonya’nın geri alınabileceğiydi. Yine Selanik’te bunun içindeydi.
10-11 Ağustos 1914 de Akdeniz’den gelen ve bazı düşman limanlarını topa tuttuktan sonra İngiliz savaş gemilerinden kurtulmak için Çanakkale Boğazına sığındılar. Böylece cehennemi olaylar zinciri 10 Ağustostan itibaren patlak verecektir.Almanların Goben ve Breslav zırhlıları Çanakkale Boğazını geçti. Devletler arası hukuk kurallarına göre bu gemilerin silahsızlandırılması ve savaş bitinceye kadar el altında tutulmaları gerekiyordu. Londra Osmanlının tarafsızlığını ileri sürerek iki geminin uluslar arası sulara geri gönderilmesini veya en azından enterne edilmesini talep etmiştir. Bab-ı Ali’nin başında bulunanlar hem iki güzel gemi elde etmek hem de zaten İngiltere’ye kızmış bulunan kamuoyunu büsbütün Almanya’ya eğdirmek amacı ile Osmanlı hükümeti bunları satın aldığını açıkladı. Bu gemiler 16 Ağustosta Türk bayrağını çekmiş oldukları halde İstanbul limanına girdiler. Goben’ e “Yavuz Sultan Selim” Breslau’ a “Midilli” adları verildi. Ancak bu gemilerin Alman komutanları ve erleri yerinde kalmıştı. Donanmamızın diğer gemilerinde de Alman subay ve erleri bulunmaktaydı. Böylece bu olayların harbe dönüşmesi engellendi. Herhalde kimse bunun bir oyun olduğunu anlamayacak kadar enayi değildir. Osmanlının harbe girmeye hazırlandığı ayan beyan ortadadır. İstanbul hükümeti 7 Eylülde müttefiklerin iktisadi menfaatlerine ağır darbe teşkil eden Kapitülasyonların ılga edildiğini açıklayacaktır. Bu kışkırtmanın tırmandırılmasında bir adım daha atmaktır.
26 Eylülde boğazların deniz ticaretine kapatılması, 1 Ekimde tek taraflı olarak Osmanlı gümrük vergilerinin arttırılması, tüm yabancı posta merkezlerinin kapatılması
Bu arada Almanya’nın da Rus ordularının bir bölümünü Osmanlı imparatorluğu ve Balkanlar üzerine çekmek ve kesin darbeyi daha kolay indirmek amacıyla Osmanlıyı savaşa girmek yolunda sıkıştırmaya başlaması ve memleketin yönetimini aşağı yukarı elinde bulunduran Milli Savunma (Harbiye Nazırı) Enver Paşa da bir an evvel savaşa girme yandaşı olması Enver Paşa’nın emri ile 23-27 Ekimde başta Yavuz ve Midilli zırhlıları olmak üzere Alman amirali Souchon (Şuşon)’ un komutasındaki Türk donanmasının Odesa ve Sivastopol’ u ve Novorosisk’i bombardıman etmesi Türkiye’nin harbe girmesine neden oldu. 2 Kasımda Rusya, İngiltere ve Fransa ise 5 Kasımda Osmanlıya harp ilan ettiler. Osmanlı Devleti ise buna 14 Kasımda Cihat etmekle cevap verdi.
İsmet İnönü’ye göre; “Bizim Cihan harbine girmemiz ibret verici olarak vukuu bulmuştur. İtilaf devletleri’nin bize harp ilan etmelerini hazırlayan hadiseleri hükümet başkanı bir emrivaki olarak kabul etmiştir. Cihan Harbine girme kararının alınmasında birinci derecede söz sahibi olanların fikir ve mutabakatını gösteren bir delile rastlamış değiliz. Meclis kararı olmadan girmişizdir. Devlet başkanı ve kabine üyelerinin haberi yoktur.”
alıntı
SAVAŞ ÖNCESİ OSMANLI ‘NIN İÇ SİYASAL DURUMU
Savaş öncesinde Osmanlı çok büyük iç ve dış karışıklıklar içindeydi. 23 Temmuz 1908 de İttihat ve Terakki Meşrutiyeti ikinci defa ilan ettirmiş ve Abdülhamit 24 Temmuz 1908 de Anayasayı yeniden uygulamaya koymuştu. Fakat bundan sonra 31 Mart vakası olmuş, Hareket ordusu 21 Nisan 1909 da İstanbul’a gelerek ayaklandırmayı bastırmıştı. Abdülhamit tahttan indirilmiş yerine 65 yaşındaki kardeşi Mehmet Reşat’ı geçirmişti. (27 Nisan 1909) İttihat ve Terakki yönetimi eline almıştı. Ancak İttihat ve Terakki içinde sürekli çatışmalar olmaktaydı. İttihat ve Terakki’nin Balkanların birliği politikası Türklerin aleyhine sonuçlandı. Burada Sultan Abdülhamit’in takip ettiği politika ise Balkanlardaki çeşitli milletlerin birbirleriyle olan düşmanlıklarını körüklemek onları birbirine düşürerek Osmanlıya karşı birleşmelerini önlemekti. İttihat ve Terakki bunun tam tersi politika güttü. Yani Balkan milletlerine Osmanlılık adı altında birleştirmek istedi. Sonuçta Sultan Reşat’ı bu işi gerçekleştirmek için Rumeli gezisine zorladı. Fakat sonuç umulanın aksine oldu. Bulgar çeteleri, Sırplar, Yunanlılar Makedonya da çeşitli eylemlerde bulunmaktaydı. Ahmet Muhtar paşa’ya göre Trablusgarp da bir mukavemet bir cinayet demekti. İttihat ve Terakki cemiyeti ise savaşta tamamen mukavemetten yanaydı. Bunun sebebi hem kendi vatanperverlik duyguları icabı hem de halkın vatanperverlik durumuna seslenerek kaybetmekte oldukları itibarı ve insiyatifi yeniden ele almak imkanının doğmasıydı.
http://www.sosyalbilgilerci.com
Şeyhülislam Cemalettin Efendi ise ittihat ve Terakki’nin savaşı boşu boşuna sadece kendi menfaatlerini düşünerek uzattığını halbuki savaşın uzamasının can ve mal kaybından başka bir işe yaramayacağının aşikar olduğunu hiç olmazsa Trablusgarp’ı İtalyanlara verip, Bingazi’yi kurtarmak şartıyla İtalyanlarla barışın daha hayırlı olacağını belirtiyordu. Bu zıt fikirler arasında Bab-ı Ali eldeki mevcut imkanlarla müdafaaya karar verdi.
Asker öğretmenler için askerlik dönüşü asıl görev yaptığı okula geri dönüş dilekçesini indirmek için tıklayınız